Attila İlhan, “Ben sana mecburum bilemezsin” şiirinde böyle der.
Mıh gibi.
Bu bir aşk şiiri elbette ama benim aklıma mıh gibi saplanan görüntü bambaşka.
O kırmızı tişörtlü bebeği o sahilde yatarken gördüğümde yıllardan 2015 idi.
Akyarlar Fenerburnu sahili diyordu haberi anlatan. Ben o sahili hiç görmemiştim.
Ne kadar ağladığımı bilmiyorum. Onu o ana getiren hikâyenin minnacık ayrıntılarının içinde -susaması, çişinin gelmesi, korkması, hayattan kopması- ne kadar boğulduğumu bilmiyorum.
Birkaç hafta önce o kıyıda yapılan anlamlı eylemin fotoğraflarına baktım.
Aklımdaki mıh ne kadar paslanmış ve saplandığı yeri nasıl hasta etmiş, o anda anladım. Kırmızı tişörtleri ile Aylan gibi kıvrılıp yatan gönüllü kardeşlerimin cesur eylemini alkışlıyorum.
Eylemsizlik kanıma dokunuyor çünkü.
Bu coğrafyanın kaderi olan hüzün, kâh Güneydoğu Anadolu’da kâh Bodrum’un bir kıyısında kendini gösteriyor. Belki de ‘bu gezegen’ demeliyiz ne dersiniz?
Bu insanlar bir umutla çıktıkları o yolda kayıp gidiyorlar bu hayattan.
Kimse istemiyor onları. Biz de istemiyoruz. Kimse kendi gibi olmayan kimseyi istemiyor aslında.
Temizlik şirketi temizlik yapmaları için Roman vatandaşları kullanıyor. Temizlik yapılan evin sahibi “Çingeneleri yolladılar!” yorumunu yapıyor. İyi de nerede çalışacak çingeneler? Temizliğe de mi gelmesinler? Kendileri ile ilgili ön yargıları alın terleriyle yıkayıp temizlemelerine de izin yok mu?
Odun sipariş ettim. ‘Odun işi çingenelerin eline düşmüş, aman dikkat!’ uyarısı geldi yüksek mevkilerden!
Nakliye şirketleri çeşitli ülkelerden mülteciyi çalıştırıyor. Ondan da memnun değiliz. İstiyoruz ki eşyalarımızı taşıyan ameleler bile bize benzesin. Ama biz amelelere benzemeyelim.
Bunlar eleştiri değil aslında. Tam değil yani.
Bu arada yazarken çingene dememin sakıncalı olacağını düşündüm. Oysa ben çok severim çingene lafını. Çingene sözcüğü ‘çin çin’ yankılanır, onların renkli canlı doğal sesleri gibi zihnimde. Ne küçümseme niyetindeyim ne de alay etme.
Ben kimim ki? Ne hakkım var?
Beğenmemeye, istememeye?
Tuna’ya bir şiir yazmıştım o çok küçükken. Benim ona mirasım işte bu sözcükler.
Belki içinizde şiir seven vardır, bu yazı bir usta şairin sözcükleriyle başladı.
Bir çırak şairinkiyle bitmiş olsun.
Tuna’ya
Yürüyeceksin
Yaseminler çıkacak önüne
Gözlerini kapatıp bekleyeceksin
İçine çekerek güzelliklerini,
Geçmeyeceksin.
Çingene çocukları çıkacak karşına
Seveceksin
‘Bitli olur onlar’ diyecekler, ‘aman uzak dur!’
Dinlemeyeceksin.
Bir melodiyi kulağında
Bir resmi gözlerinde
Bir tadı damağında...
Bir aşkı kalbinde,
Bir fikri aklında,
Biriktireceksin.
Dün beyaz olanın yarın nasıl karardığını görüp
İrkileceksin.
Vazgeçmeyeceksin
Bir solucanın
Bir balinanın
Bir biberiyenin
Bir derenin
Yaşamdaki tartışmasız önemini
Öğreneceksin.
Bir eskimo gibi soğuğu
Bir kızılderili gibi ağacı
Bir Afrikalı gibi toprağı
Kanında var olan Asyalı gibi
Dağları
Hissedeceksin.
Hayvansın aslen...
Dilerim bir bitkiye de dönüşmeyeceksin.
İnsan olmanı isterim en çok.
Duyargalı
Omurgalı.
Ama çok zor inan bana.
Deneyeceksin.
Neslihan Muradoğlu – 2016 İstanbul
Not: 2016’da İstanbul’da imişim. 2022’nin canım Eylül’ünde Bodrum’dayım. Kızıma mirasım bugün de aynı.